Annemin pürüzsüz ellerinin saçlarımda dolaşması hissini, hiç merak ettirmedi babamın yaralanmış ellerinin saçlarımda dolaştığında verdiği güvenin özlemi..
Cennet annenin ayakları altındadır evet ama hayat ! babanın kolları altında..
Annemin pürüzsüz ellerinin saçlarımda dolaşması hissini, hiç merak ettirmedi babamın yaralanmış ellerinin saçlarımda dolaştığında verdiği güvenin özlemi..
Cennet annenin ayakları altındadır evet ama hayat ! babanın kolları altında..
bu bir oyun değil farkındayım aslında ama bazen istemiyor değilim. hayat bi frp olsa ve ben ona tam bu noktada kocaman bi' t harfi koyarak tatil modu versem de uğraşmasam..
nasıl yüründüğünü bi’ türlü öğrenemediğim, geç kalınmış olduğunu düşündüğüm, o tehlikeli yolun başındayım yine..
ne yöne yürüyeceğimi bilmiyorum aslında, aslında yola ilk adımımı attıktan sonra bana diğer adımlarımı attıracak hisleri yakalamayı bekliyorum, elime bir mum yada meşale olacak, bilgiyi arıyorum..
artık düşünmeden yürümek istiyorum, ardımda ne oluyor yada göremediğim ne var diye düşünmemeliyim artık, başka bi’ çarem yokmuş gibi kapamalıyım gözlerimi ve yavaş yavaş ilerlemeliyim..
dönemeyeceğimi bilsem de yürümeliyim..
*hoşgeldin içime..sonra..
sen çıka geliyorsun yara bere içerisinde, benden farksızsın. canın o kadar yanmış ki kelimeleri üflüyorsun adeta. müdehale etmek istiyorum sargılarına, canının yangısı geçsin diye çırpınıyorum, gözlerini açtığında karşında bulacağından korktuğun karanlığın yerinde ışık olmaya çalışıyorum. kendi karanlıklarımı sıyırıp karanlığına dalıyorum gözlerim kapalı. düşünmüyorum biliyor musun ne olacak neresinden çıkacağım diye. çıkamasam ne olacak ki. beni günden güne saçmalıklarının içine daha fazla çeken hayat bi' başka hayata girdiğimde beni salmasa ne olacak sanki. ölsem orada kalıp ne olacak. ne kalacak benden, bu kelime tümcelerinden geriye ne kalacak.?
sonra..
fa diyezden dem vuran orkestran mi minörden çalmaya başlayacak. hayat titreşimi olmayan mahseninde yine kendi kendine soruyor olacaksın 'ne olacak.?' diye. nereye kadar böyle gidecek sorusu sürekli azalmakta olan nöronlarını kemirip duracak. gelmeyecek mucizeyi bekleyip duracaksın çürüdüğünden bi' haber, kokunun değişti gerçeğiyle. bebek tenine benzer teninden yoğunlaşan kokun yavaş yavaş yerini bakteriyel sagılara bırakacak. içten içe içinde öleceksin yaşamına doyamadan..
sonra..
senden geriye ne kalacak. içinde yitip gidenlerden sonra kas katı bedeninden geriye ne kalacak. duyulmamana imkan vermeyecek derecede bağırdığını sanıp sessiz sedasız kalacaksın karanlıkta. seni terk eden ruhundan arta kalanlarla görünmekten korkup saklanacaksın hep karanlığa. gözlerine bakanın kendisini gördüğü gerçeğini dışlayıp karşına aldıklarının karanlıklar olduğunu göremez olmuşsun karanlıkla kaplanmış gözlerinin yansıdığı aynalarda..
sonra..
elim aya'nın sıcaklığında, anlamsızlıklar bütününe bi' anlam yükleyip sorumluluk almam yolunda adımlar attırmaya başladın bana..
peki ya sonra..?
*ölmeyecek kadar saf, yaşayacak kadar akıllıyım.
Karanlık sinerken incecik tenime, sanarken uyuduğumu ben ve muhtaç iken bir yudum beyaza, zor sarıldım karanlığa..
Veda tüm tonlara..