izinsiz1gösteri

video

sağlam..

video

babasının çocuğu..

video

iyi..



video

gzl..



video

başarılı..

video

dikkat..!

can yanıcı bi' maddedir..

başarılı..

boom boom poWww..

* 39 batıyor, canım sıkılıyor..
14agsts3bin9
13:48

cezir

koşuşturmacada yolcular,
ben bekleyecek olmanın tedirginliğinde sense gitmek zorunda..

beni al nemruttan adıyamana savur yeniden yeşert istiyorum.
dağdan taşa vur üzerime yağmur bulutları doldur ve ağlat onları diye bekliyorum..

*51 batıyor.
01agsts2bin9
14:30

overdose

hayat sıkmaya başlar bir yerden sonra. nereye kadar diye merakla peşinden gidip sonra bir şeylerin değişmediğini, bu yaşanılası olmayan yaşamın içinde sevi'nin hep olduğunu görüp yoruluverirsiniz.

bu tatlı yorgunluğun yanı sıra sevi hep olsun istersiniz ama bazen donduruverir insanı ve öylece kala kalırsınız. durup izlemek istersiniz. saatler geçmezken günün bitmesini gözler, kaç gün oldu diye saymayı istersiniz ama zaman geçmez.

sanki tamamen duruverir. hiç bitmesini istemediğiniz bi' anı dondurmak isterken, hiç istemediğiniz bir yerde dururverir ansızın. gözleriniz uykusuzluktan kan çanağı olur. içten içe yanar, alnınızdan göz çukurlarınıza doğru dağılan bir baş ağrısıyla.

ancak öldürmez.
sevi kişiyi öldürmez..

*55 batıyor.
29tmmz2bin9

11:35

92 battı

neyse..!

her şey bir kenara dursun bi' süreliğine,
daralmalarım, bunalmalarım ve gel gitlerim ırak olsun kısa bi' senliğine,
biraz sana sürükleyip kendimi gelmek istiyorum kokunun derinliğine,
tutsam diyorum,
ısınsam diyorum aya'nın terinde ve uyanıyorum kan ter içinde,
bakıyorum ki.!
yok parmak uçların tenimde..

seni öyle seviyorum ki,
dolaşmalı parmak uçların bedenimde..

*17hzrn2bin9
22:29

327 Kd.

O şimdi çavuş..

kaşif'm

var olan ancak bilinmeyen,
ıssız bi' adamdım ben.
uzakta sen..

tepki yitimi

Balıksız bir akvaryumun suyunu temizleme çabası eşliğinde düşüncelerimdeki sıvılaşmayı grafitle kağıt üzerinde katılaştırmaya çalışırken ben ve sen kontrolsüz salınımlarının anlamsız koşuşturma çabasında iken, sessizce gelecek zamanı..

O akvaryum ne zaman balığına kavuşur ve sen ne zaman anlamsız koşuşturmacalarını bir sevi’ye ulaşmak için bi’ istasyonda anlamlandırırsın işte o zaman anlaşılır bunun derinliği..

Bu düşünebileceklerinden çok öte ve hat safhada farkı. Bunu ancak hissizleştiğinde hissedebiliyor insan. Acının doruğa ulaştığı yerde gözyaşı gelmezmiş gözlerden, bu buna benziyor. Bazen bazı şeyleri o kadar fazla hissedersin ki sonra birden bütün hissini alır ve gider..

Geriye ne mi kalır?

Hırs kalır, şiddet uygulama arzusu ve nefret kalır geriye..

Balıkla su birleşmeden, içinizdeki öfke dinmeyip hislerinizi geri vermeden kurtulamayacağınızı bilirsiniz bu hissizliğin verdiği acı histen. Kırpamaz olursunuz gözlerinizi, içinizin vermediği gözyaşlarınızı kapaklarınızın azad etmemesi için gözlerinizden..

Sonra uyursunuz sessiz ve derinden..


*patlak balon'A..

ansızın

bi' kız gördüm.!
kızın karşısında şaşırmış, kendimden geçmiştim..
elimde olmadan '' Hangi güç bu bezgin, düşünceli gözlere parlaklık verdi? Bu çükmüş, solgun yanaklara kan nereden geldi? Bu yumuşak yüz çizgilerine tutkuyu kim verdi? Bu gögüsler neden böyle kabarıp kabarıp iniyor? Bu soluk yüzlü kıza birdenbire bu canlılığı, diriliği, güzelliği veren nedir? Kim onun yanaklarına bu gülücüğü kondurdu? Bu hayat dolu, şen şakrak kahkahaları veren kimdir?'' diye sordum kendi kendime..

*güzelliğine benzetme bulmak zor. sen iyisimi sana benzemeye çalışan her şeyden sor..

o'

her şeyi bırakmış bi' kadın,
elinde dondurma kabı, televizyon karşısında selpaklardan bir yatak içerisinde ağlıyor..

tekrar olmayacakların erken özlemine kapılmış bi' kadın,
gelecek günlerin nasıl geçeceğinin farkına varmaya çalışıyor..

*onu tekrar yaşama bağlayacak aşk'a bedelsin..

trappings

Giden*i beklemek günlerinden sonra gelecek*i gözleme zamanlarına gelir kadın. Kadın bu yolculuğu esnasında kendinden verdiklerini yeniden toparlamaya kalkışır. Ayna karşısına geçip mutsuzluğunu örtbas etmeye değil güzelliğine güzellik katmaya çalışır..

Kadın, daha bi' umutludur gelecekten. Beklediği bir şey yoktur kadının. Beklediği anda gelmiyeceğini bilir ve gelmesini istemediği zamanlarda bekler, diğer zamanlarda aklına bile getirmezdi istediği için gelmesini..

Bazen bunalsada bu geçişlerden dayanmak zorundadır kadın. Hatırlamaya çalışır gideni beklemeden önce gidecek olanın geliş zamanlarını. Zaman ilerlemiş, kadının sol yanındaki kullanılmayan uzuv körelip işlevini yapamaz hale gelmiştir..

Kadın, salgı bezlerinin bir zamanlar salgıladığı adı bilinmeyen o tropikal meyve tadının tekrar kanıyla birlikte pompalanması istemektedir.
Çünkü kadın, kendisini öldürecek amansız bir hastalıya yakalanmış gibi hisseder..


Kadın, yalnızdır..

*senden içeri senle konuşur benden içeri ben..

yasak

şu ülkede tek bir şeyi serbest bıraksınlar, bırakın insan ilişkilerini ekonomi bile düzelmezse terbiyesizim..

*tebessümü beş par etmeyen insanlar fiyat biçilemeyen gülüşlerinizi erteletmesin..

nâdanlık

Hayat ya bu, bazen bazı şeyler yolunda gitmez ve doldurursun içene varını yoğunu, bi’ bavulla koyulursun yola. Aklında hep ters gidenler vardır. Daha yola yeni çıkmışken yoruverir seni kafanın içindekiler. Durup dinlendirmek istersin yorulmamış bedenini bi’ taraftan bırakamadığın düşünme ile. Yapacaklarını düşünürsün, için bin bir kin ile. Hata yapmak istemezsin ama kin hata getirir bilemezsin.. Yanına aldıkların ve unuttuklarına gider aklın. Acaba unuttuğun bir şey var mıydı o’ dışında. Kitapların, birkaç elbisen ve bildiklerin. Gerisine gerek de yoktu zaten. Bildiklerinle yapacaklarını kolay planlayabiliyordun ama yapman gerekenin sadece başını alıp gitmek olduğunu bilemiyordun.. Gittin!
Elindekilerden çok kafanın içindekileri önemseyerek.

Sana bedeli ağır hatalar yaptıracakları önemseyerek,
gittin..!

*can yanıcı bi' maddedir..

kleftra

insanın kendisine yaptığını dağ taş yapamaz.
yalancıya kimse inanmaz..

*kendini kandırmaca..

sustuk

bazen bazı şeyleri sadece donan anlar,
bazen de sadece anı donduranlar..

dili geçmiş zaman kullanır olduk, şimdiki zamanı yazmak varken..

olmayan yerdeki olmayan insandan yine merhaba..

*geldim..

aferrör

hayat koca bi' hata ve katlanılmaz tek cezası da yaşamak. af hiç yok. hele hele saçma sapan pişman olunacak nedenler yaratıp sonunda af beklemenin saçmalığını gözlerine sokmak istiyorum insanların ama olmuyor. artık insanların kendi yalanlarına inanmadığını görmekten insanları göresim gelmiyor..

af, yaptığının farkında olup bunu düzeltmek için yeltenene uygulanması düşünülecek bir şeydir. hatayı yapıp hatayı hata ile desteklemeye çalışan insan için af ütopik bir şeydir ve bu ütopik olgu onlar için yoktur. onlara sorulacak olursa olanlar hata değildir ve af beklenmemelidir..

bencilliğin bi' nedeni olarak karşımıza çıkar bu durumlar ve bencillik de haz açlığından kaynaklanır. eğer haz açıysanız sizi hiç bir şey tatmin etmez ve hiç bir şeyden mutlu olmazsınız. bir şey aramadığınızı düşünürsünüz sürekli ama aradığınız asıl şey, sürekli oluşan ancak göremediğiniz ütopik olguların gecikmişliğinin verdiği acının dindirilmesi için son bir ütopik olgu..
ama yok..
af,
yok..!

*kelime oyunu..

bu bir oyun değil farkındayım aslında ama bazen istemiyor değilim. hayat bi frp olsa ve ben ona tam bu noktada kocaman bi' t harfi koyarak tatil modu versem de uğraşmasam..

hazırlık

Bazen mutluluk, insanın sonunda ölümü bile 3 gün sonra duyulan bir kişinin ya da gökyüzündeki tek bir yıldızın yalnızlığı kadar büyük bir yalnızlığa iter. Çünkü ego ancak tam bir ümitsizlik noktasına gelince teslim olur. Bu teslimiyet acı vericidir. Çünkü kişi, kendini yutacak dipsiz bir uçuruma açılmış gibi hisseder. Bu ölüm gibi gelir. Ancak bu bir taraftan ölümdür diğer taraftan da o bir direniştir...

Aynanın karşısına geçmiş doğal güzelliğini örtbas etmeye çalışıyor yine bi’ kadın. Yüksek ökçeleri üzerine giydiği elbisesi annesinden kalmış, saçlarını da salmış annesine benzemek istercesine. Aslında örtbas etmeye çalıştığının mutsuzluğu olduğunu silememiş gözlerinden. Kapamaya çalışıyor elindeki sünger parçasıyla acılarla paramparça olmuş yüzünü. Her darbede açılan yarıklarını doldurmaya çalışıyor mutluluk tozuyla..

Gitmeye hazırlanıyor kadın..

Arada bi’ mutlu olmak istiyor, bazen kendini farklı hissediyor. Olmasını istedikleri üzerinde yoğunlaşmak için aşırı mutlu olup olmasını istediklerine kilitleniyor. Hakkında bi’ fikir sahibi olmadığı konuları mutlu düşünüp üzerlerine mutluluk yüklüyor. Pozitif veya negatif sonucunu bilmiyor ama yaşamsal mutluluk desteğine yasa dışı olarak ulaşıyor..

Yolcu önce bilinçaltının karanlıklarına dalar.
İç dünyamızın bu karanlığı; gerçek benliğimizin, tanrının şekilsizliğinin göz kamaştırdığı yerdir..!


*kelime oyunu..

sürgün/vurgun

hayat tuhaftır;
en boktan hayvanın bile kalbi vardır.
seni üzen her şeyi ortadan kaldır...

bu gezegen çok büyük, durmuyor. sürekli büyüyor ve bi' taraftan sürekli götürüyor. aldıkları fazla önemsenmiyor ilk başlarda, hani büyüyor ya! getirecekleri daha bi' önem kazanıyor. ama öyle olmuyor, damlaya damlaya göl oluyor ve akut olmasada zamanı geliyor. sürekli ufak ufak ruhumdan aldıkları, bir insan için bi' kol, bir ülke için bi' şehir, bir ana için bi' evlat gibi olunca zihinsel bi' acı veriyordu. düşüncenin 1m²si için 1m3 nöronum ölüyordu. bi' taraftan büyüyüp m3 m3 kaybettiğim beynim sızlamaya başlıyor, göz çukurlarımdaki kızgın bilyeleri çıkarma isteğiyle irkilen sağ elimi sol elimle kontrol altına almaya çalışıyordum..

buna düşünce vurgunu deniyor..

bir beynin düşünce vurgununa uğraması için, tümce sürgününe gönderilmiş düşüncelerin sürgün isyanı başlatarak sürgünden dönme kararı alması gerekir..

tümce sürgününe gönderilen düşünceler, ruhun hissedip haykırmak istediği ancak haykırmaması gereken kelimelerden oluşan mantıksal olgu yoğunluklarıdır. bu ertelenmiş mantıksal olgu yoğunlukları bir yerden sonra kendi içlerinde mantıksal olgulara dönüşür ve beynin mantıksal gerçeklerle ilerlediğini düşünen ancak her şeyi mantıksal olgu yoğunluğu olarak erteleyen, çalışan kısmına karşı çalışmaya başlar..

bu nokta şizofrenidir..

mantıksal olgu yoğunluklarından mantıksal olgu haline gelen düşünceler mantıksal gerçek olarak yaşanmaya başlanır. isyan çıkmıştır ve mantıksal olgu yoğunluğuyla başlayan yolculuk mantıksal gerçekliğe ulaşmıştır. bunlar olurken sorgulanan eski mantıksal gerçeklerde düşüncenin 1m²si için 1m3 nöron ölmeye başlar ve ikiye bölünmüş bedenini kontrol etmeye çalışırsın..

artık iki kişi vardır,
vurguna uğrayan ve gitmek zorunda kalan...

*kelime oyunu..

duvar

nöronların bir kaçının başlattığı bi' isyan bile bazen düşüncelere duvar olabiliyor. bazense o duvara kalın kalın soğuk demirler sokuşturup bi' parça gökyüzü ile duvarın duvarlığını örtbas etmeye çalışılıyor. duvar engeldir, bazen bilinçli koyulmuş ve önünde durulmuş bazense bihaber bi' şekilde enkazına boğulunmuş..

*kelime oyunu..

020906

yağmurla temizlenecek kadar az mıydı.?
olanlar, yaşananlar saf su ile temizlenebilecek miydi.?
bilinmez...

eski zamanlar geldi aklıma, bir hayat kadınına aşık olan jön zamanları. hamama götürülürdü kadın, neyden arınması beklenirse.? değişen ne oluyordu acaba oradan çıktığında.? her şeyden arınılıyor muydu.? içi de temizleniyor muydu.? peki ya düşünceleri.? yoksa jön kandırılıyor muydu siyah beyaz şeritlerde.? yağmurun yetmeyeceği bir gerçek, pislik o kadar çok ki içimize işlemiş, düşüncelerimizi karartmış.. yağmur duasına değil, düşüncelerin aydınlığına çıkalım..

açılsın gözler...

çocukluğum geldi aklıma.. yırtık elbiselerimi annem yamardı, bende giymek istemezdim.. yenilerini alalım derdim ekonomiden bihaber ve hep aynı cevabı alırdım annemden.. ''yırtık yada yamalı olması önemli değil, temiz olması önemli olan.'' şimdi insanlara bakıyorum, tertemiz giyimli, boyalı ayakkabılı, süslü püslü insanlar.. sonra tanıyorum insanları, görüyorum görüntü ve düşüncedeki tezatlıkları.. dış görünüşlerini değiştirmişler, temizlenmişler ancak içleri, içleri hala aynı..

pis...

aşklarım geldi aklıma, yağmurun kurtaramayacağı aşklarım.. ne hamam nede yağmur, ıslah edilemeyecekler geldi aklıma.. düşüncelerimi avuçlarına veremezdim ki, yetmiyordu ki kelimeler.. olması gerekenleri anlatmaktan, içlerini temizlemeye çalışmaktan düşüncelerim kararır oldu.. karardıkça hak verdim, karardıkça anladım.. düşünceleri kara insanlar benden önce karşılaşmış onlarla, onlarda sorgulamış ilk başlarda, yetmeyince kelimeleri onlarda kirlenmiş.. temizlenemeyeceklerini kabullenip devam etmişler kirletmeye..

pisliğin neresinden dönersek temizlik, diyememişler...

hayatım geldi aklıma. .. ...


*tanrım yağmur yağdır yeryüzünde pislik çok..

inönü

hâlâ

hayat birbirimizin olmamızı çekemiyor gibi ama alışsa iyi olacak..

*amatem temiz ツ

yoltek

nasıl yüründüğünü bi’ türlü öğrenemediğim, geç kalınmış olduğunu düşündüğüm, o tehlikeli yolun başındayım yine..

ne yöne yürüyeceğimi bilmiyorum aslında, aslında yola ilk adımımı attıktan sonra bana diğer adımlarımı attıracak hisleri yakalamayı bekliyorum, elime bir mum yada meşale olacak, bilgiyi arıyorum..

artık düşünmeden yürümek istiyorum, ardımda ne oluyor yada göremediğim ne var diye düşünmemeliyim artık, başka bi’ çarem yokmuş gibi kapamalıyım gözlerimi ve yavaş yavaş ilerlemeliyim..

dönemeyeceğimi bilsem de yürümeliyim..

*hoşgeldin içime..

nasıl

şöyle oluyor,

bu saatten sonra hayatımda gerçekleşecek şeylerin beni şaşırtabileceğini düşünmüyorum. bu yüzdendir ki kendime ve kendimle saydıklarıma diyorum ki, konuşmayın. kendinizle konuşmayın..

bi' şey için her şeyden vazgeçmişim ve neyi beklediğimi bilmeden bekliyorum sarı odalar içerisinde. umursamadıklarım içerisine kendimi de katmama ramak kalmış gibi bi' zaman yetmezliği var sanki..

ne olacağını bilmediğim durumlar içerisindeyim yine, yine başım en gerekli bi' anda dengesiz. korkmuyorum da ama çok garip. hisli bi' his veriyor ya, o biraz ürpertiyor.
tarifi yine yok..


*hayat çok terbiyesiz, insanlarıda kendisine benzetiyor..

bu ara

dolunay geceyi çalmış..

git aynaya bak,
yoksun..!

*şu hayatta doyduğum tek şey, bu hayat..

sheytansın

dedim ki yazı yazacam. aslında ne yazacağım ve nereye varacağım hakkında pek bi' fikrim yok ama biraz olan saçmalıklardan bahsetmek istiyorum. çoğu bahsedilmeyecek şeyler, çoğundan da bahsetmeyeceğim zaten, aklıma gelen, beni son günlerde huzursuz eden bi' kaç saçmalık destesini arşiv formatına sokmak istiyorum sadece..
samimiyetine güvenip, insanlığına değer verip bi' şeyler paylaşırsınız ya bazen bazılarıyla, sonra samimi paylaşımlarınız karşısında, karşı tarafın asla olmadığı, olamayacağı ve hep istediği olmayan gerçeklerini bulunca insan soğuyor bazılarından. zaten ezelinden sevmem birisine hoş görünmek, hakkında iyi şeyler düşündürtmek için sarf edilen kelimeleri. o olmayan kelimeleri dans ettirdiğini düşünüp kontrolsüzce ortalığa savuruyorlar ya, bir koreografi içerisinde olduğunu zannedip dehlizlerinde kalmış içlerindeki ezik yönlerinin dışa vurumu olan saçmalıkları, hiç mi düşünmüyorlar yada bu kadar mı duygusuz sarf edebiliyorlar veya karşılarındakileri ne sanıyorlar, bu rahatlığı nereden buluyorlar da karma karışık olan hayatları dahada içinden çıkılmaz hale sokuyorlar..
sizce bunlarla uğraşacak zamanım var mı.?
yok.!
iddaalı bi' film olacağını bastıra bastıra söylediğim hayatımda aslında bunlar ufak şeyler ama yinede mide bulandırmıyor değil. bi' türlü güvenli bi' şekilde güvenipte bağlanamadığım hayata karşı bağlanma çabalarımda beni hayattan neden soğutuyor insanlar bi' türlü bulamadım.
bulamadığım içinde kalmadı güvenim hayata, düşlere ve meleklere inancım kalmadı...

*hiç kimsenin kalbi yok..

D!kKaT

çok kötü biliyor musunuz, birisine bir şeyi söyleyebilecekken yalan söylemek. buna neden gerek duyduğunu sorası geliyor insanın ama sonra düşünecek pek bi' şey yok neresinden baksan yalan kapat mevzuyu bitsin diyorum. bi' çok şey bitiyor yalan dışında..

artık yalan hissettiğimde kontrolsüzce gülesim geliyor, o derece sıkıldım artık o saçmalıktan..

*beni güldürmeyin..

artık help yani

yorgun ve argınım,
bu ikilemenin yanında birazda kırgın.

biri başımı kaşıyabilir mi?
okşayadabilir..

*battery low(e)..

zontalık

Onun adı başka bir şey bence, yaşamla alakası yok bu işin ya da tekil ilişki yaşayamamakla. Yapılan ahlaki değer dışı hareket, kılıfı ise hazır elbet. Bencilsin, kendinden başkasını sevemiyorsun. Yalan, bu çok büyük bir yalan. İstediğin bu olmasa, bu şekilde olmaz. Alışmışsın sen yalnız ve her gün değişken bir hayata. Bu gün bir avukat, yarın durakta rastladığın bir öğretmen, bir sonraki gün bir müşterin, bir sonraki gün ve bir sonraki gün daha. Hayatın hep bir sonraki insanlara yönelik. Kim oldukları ve neden yanında oldukları önemli olmayan insanlar. Amaçları belli, istekler ve arzular belli. Simbiyotik geceler sonra ayrı yollar. Buna kılıf aranmaz bence, yapılan alenen ortada. Kaybolmuşsun sen bacaklarının arasında. Hayatın zevkten ibaret, sürekli değiştiriyorsun gecelerindeki kişilikleri. Bunun nedeni bir öncekini ya da daha öncekileri hatırlamak istememen. Bir geceni kişisiz/kişiliksiz geçirirsen, geçmişinde kayboluyorsun. Seni oyalayacak bir şey olmayınca geceleri, hayatındaki ezik noktaları görüyorsun. Sonra kişisiz olmaz diyorsun. Bir nevi bağımlısın. Bu bağımlılık seni alı koyuyor kendi yolunun inşasından. Anı yaşamak saçmalığına tutulmuşsun. Anı yaşa ama bu şekilde değil. An seni yaşamasın...

*ciğerim olmayabilir peki ya kalbim..

küfür

şu an 21 gran geziniyorum odada. çıkmaya yer arıyorum. biliyorum bu saatte bütün ruhlar karanlıkta. yetişmem gerek onlara, bende oynamalıyım oyunlarımı. bir türlü bedenimi dahil edemediklerimi yaşamalıyım karanlıkta. olabilirliğine sarılıp bedenimi dahil edeceğim günü beklemeliyim. çıkmalıyım bu odadan, bulunduğum aydınlıktan beyazlarımı göstermek için sığınmalıyım karanlığa. beni saklayan ışığı değişmeliyim bu gece, gecenin çöken isine..

yoruldum biliyor musunuz, yoruldum. bu med cezirlerden artık daraltı geldi. ellerimi parmaklarım birbirine değmeyecek şekilde havaya kaldırıp hareket eden her şeye DURun diyesim var bi' an ve o an durmalı her şey. düzenlemeliyim olmakta olan olmazları. sen şöyle ol, sen böyle sonuçlan, sen bu yönde ilerle diyip ellerimi birden indirmeli ve seyretmeliyim olacakları. ama olmuyor, olmayınca da insan yoruluyor..

evren, bi' yaratığın beyni ve dünya o beynin nöronlarından sadece birisi. nöronuna soktuğumun yaratığı...

errör

kış geldi aslında ama şöyle çılgın bi' güz olsa, serin bıçkın bi' rüzgar rengarenk yaprakları üzerime üzerime uçursa, delisinden bi' yağmur başlayıp beni sırıl sıklam ıslasa, belki diner yangınım bu kış akşamında..

şu duvarların dili olsa da, öpüşsek...

*şarkılarda ağlar II yayımda..

ana'son

sütlek

*gündem değiştirme çabaları..

après

ölmeyecek kadar saf, ölü gibi yaşayacak kadar akıllıyım..

sonra..

çok garip şeyler silsilesi içerisindeyim ve onlarla birlikte akmaktayım. kaldırıma çıkıp bi' anlığına izlesem akanı belki çözeceğim ama ulaşamıyorum ki, adımlarım öyle tutuk ki. kıpırdayamadan kalıyorum akıntının içinde, sürekli değişen şartlar, olması gerekenlerin olmamasının tutması beni adeta felç ediyor. öyle tarifsiz bi' isteksizlik var ki içimde, her şey günden güne batsın ama ben yine de kolumu kaldırıp hiç bir şey yapmayayım istiyorum..

sonra..


sen çıka geliyorsun yara bere içerisinde, benden farksızsın. canın o kadar yanmış ki kelimeleri üflüyorsun adeta. müdehale etmek istiyorum sargılarına, canının yangısı geçsin diye çırpınıyorum, gözlerini açtığında karşında bulacağından korktuğun karanlığın yerinde ışık olmaya çalışıyorum. kendi karanlıklarımı sıyırıp karanlığına dalıyorum gözlerim kapalı. düşünmüyorum biliyor musun ne olacak, neresinden çıkacağım diye. çıkamasam ne olacak ki. beni günden güne saçmalıklarının içine daha fazla çeken hayat bi' başka hayata girdiğimde beni salmasa ne olacak sanki. ölsem orada kalıp ne olacak. ne kalacak benden, bu kelime tümcelerinden geriye ne kalacak.?

sonra..

fa diyezden dem vuran orkestran mi minörden çalmaya başlayacak. hayat titreşimi olmayan mahseninde yine kendi kendine soruyor olacaksın 'ne olacak.?' diye. nereye kadar böyle gidecek sorusu sürekli azalmakta olan nöronlarını kemirip duracak. gelmeyecek mucizeyi bekleyip duracaksın çürüdüğünden bi' haber, kokunun değişti gerçeğiyle. bebek tenine benzer teninden yoğunlaşan kokun yavaş yavaş yerini bakteriyel sagılara bırakacak. içten içe içinde öleceksin yaşamına doyamadan..

sonra..

senden geriye ne kalacak. içinde yitip gidenlerden sonra kas katı bedeninden geriye ne kalacak. duyulmamana imkan vermeyecek derecede bağırdığını sanıp sessiz sedasız kalacaksın karanlıkta. seni terk eden ruhundan arta kalanlarla görünmekten korkup saklanacaksın hep karanlığa. gözlerine bakanın kendisini gördüğü gerçeğini dışlayıp karşına aldıklarının karanlıklar olduğunu göremez olmuşsun karanlıkla kaplanmış gözlerinin yansıdığı aynalarda..

sonra..

elim aya'nın sıcaklığında, anlamsızlıklar bütününe bi' anlam yükleyip sorumluluk almam yolunda adımlar attırmaya başladın bana..

peki ya sonra..?

*elma yanak..

search

sonunda sorunu buldum arkadaşlar..

her şeyi gözden geçirdim..
ne olacak, nereye varacak diye düşündüm ve buldum..

HİÇ..

bulduğum yegane ve büyük şey, halk arasında 'koskocaman bi' hiç..' olarak dillendiriliyor..
koccaman bi' hiç..

çekmişim çizgiyi ben çoktan, kopmuşum bu dahil olduğuma olan inancımı yitirmemeye çalıştığım yaşamdan. gitmişim hayat gaile*lerinden, zayıflamışım 21 gram bedenimden. ruhum bekler sessiz derinden bi' köşede. bedenine dönmek ister içten içe. ister ki hissedebilsin yine..

yaşama amacım olur musun.?

*gaile mourtutia sözlükten alınmıştır. bi' şey yaparken yapmak istemediğini belirtmek anlamındadır. kelime gayeden esinlenerek türetilmiştir.. :)

*henüz konuşamadığım'a..

wuuu

Hayaletlerle uyuyorum son zamanlarda. Aslında bi' şeyler değişmişti. Koskocaman 7, ondan daha kocaman olan 8'e bırakmıştı yerini ama ben hala hayaletlerle uyuyordum. Bunun böyle olacağını biliyor gibiydim 7 de uyumaya çalıştığım son anlar. Olmasını istemiyordum artık ama oluyordu, gözlerimi kapadığımda hayaletler bana ninni söylüyordu..

Olanlar o kadar saçma ki anlatsam inanmazsınız şu an ama cidden hat safhada saçma şeyler oluyor..

Ve üzülüyorum.
Ayrım yapmak istedim önce o'na üzülüyorum buna üzülüyorum diye ancak yapamadım, ben toptan üzülüyorum.
O'na üzülsem, beni de bağlıyor ki üzülüyorum.
Buna üzülsem, bende içindeyim ki üzülüyorum.
Şuna üzülsem, görüyorum ki üzülüyorum.
Üzülmesem mi acaba s..edip '' her insan kendi kulağından çekilir.'' diyip bende bi kenara mı çekilmeliyim, bilemiyorum..

Şu an sadece hareketsizce bekliyorum. Suyun dibine batmış oksijen tüpüm dolu etrafımdaki köpek balıklarının gitmesini bekliyorum. Zamanım dolsa da şu gece mesaisinde, saatim çalıp beni uyandırsa ve gitsem işe bu kabustan çıkıp. O kadar zor ki hayaletlerle uyumak, hayal gücünüzün tıkanmasına bağlı. Gerçeğinden korkup yaklaşamayacağınız her şeyin ölüsü var karşınızda ve hepsi ölmelerine kızgın sorumlu aramakta. Her gece düşüyorum o sinirli, hayatsal titreşimleri olmayan yaratıkların arasına. Her gece yenileri ekleniyor, ilk kez görüp daha fazla korktuklarım cabası. Saatim kurtarıyor beni gecelerden, daha yatalı 2 dakika olmamış sanki, sanki gözüme uyku girmemiş, hiç uyuyamadan kalkmışım ama saatler geçmiş hayaletler ormanında. Bi' de müzik götürür beni hep, hep garip şeyler hissettirir bana ve sürükler beni hayal ormanına. Seviyorum o anları, kendimi huzurlu hissettiğim bi' kaç sistemden birisi. Geniş omuzlu bi' şovalye hayaletler ormanına girmiş, o sinirli yaratıkları bir bir doğruyor. '' Sleeping with ghost '' diye bağırıyor, her yöne kılıcını savuruyordu. Kılıcıyla buluşan ruhsuzlar rengarenk çiçeklerin ruhlarında ormana dağılıyordu. Müzik, tam ben giderken, tamda her şeyden vazgeçmişken, benide götür diyor ve gitme amacımı yok ediyordu. Bir türlü birleştiremiyordum keskin kenarı yumuşak tenimle. Sonra yaşama düşüyorum bi' yerden, yüksekce bi' yerden ıslak bi' şekilde toprağa çarpıyorum ve devam ediyordum mutluluk hormonumu bitirmeye...

*şiişşşşt. 3 maymun..

sonpost

Şu son günler o kadar saçma ki anlatamam. Kendimi anlamıyorum, yer çekiminin sıfır noktasındayım ve ayrıca oksijen miktarım hat safhada düşük. Bu şekilde koskoca bi' yılı arşive katacam birazdan. Bu yıl ki postlarda alacak yerini, diğer yıllarda duvara çivilenen postlar arasında. Hatırlandıkça başında soluklanılan kelime tümceleri olarak kalacaklar üstlerine yenilerinin serileceği bilincinde. Yeni yıl neler getirecek hiç bilmiyorum, aslında gelen yeni bi' yıl değil bu gün son gün kıvamında devam eden günlerin devamı sadece. Yıl değişmiş olacak elbet takvimlerde 7 yerinde 8 olacak ancak haftalar değişmeyecek koşuşturduğum 7 gün 8 olmayacak. Yine bi' sabaha uyanacağım içim aynı, sonra hava karardığında ölecekmiş gibi yaşıyacağım sonra belki yine bi' sabaha uyanırım. kim bilir..

Yeni yıla mutlu ve huzurlu girin...

fly

Aşktan söz etmek istedim kendimce ancak ama'larla dolu bir şeyler yazmak istemedim. Bildim ki aşkın varlığından söz eden kelime tümceleri birbirlerine ama ile bağlanmamalı..
Aşktan söz ederken aman olmamalı..

Durumlar tanıdıktı aslında..
Ulaşılmaz bi' güzelliği olan ulaşılmayan nesne gibi, ruhum ruhuyla sevişirken bedenlerimiz bir birine yasaklı gibiydi. Ruhumu ruhunda bırakıp isteksizce sevişiyordum ruhuna ait olmayan bedenlerle. Teninin tenimde uyandırdığı hissi hiç bir dokunuş vermiyordu bana. Sanki bana özel bi' durumdu, dilimin arka sağ ve sol kısmında içimi gıdıklayan tat gibi..
Derin ve yoğun hisli..
Aşk gibi..

karmakoma

Alışkanlık edindiğim gece, karanlık sinerken incecik tenine, göz kapaklarımdan düşen uykunun ağırlığı sürüklerken bilincimi dehlizlere, sanarken uyuduğumu ben ve muhtaç iken bir yudum beyaza, zor sarıldım suskunluğuna..
Kulaklarımda bi' çınlama, veda bütün tonlara...

*pansuman gerekli beynime biri kalp masajı yapsın..

buradandevam

Şarkılar da ağlar başladı.
Bakalım nasıl ve nerelerde sürüklenip hangi kontrolsüz yüksekliklerde bitecek..

*mutlu bayramlar..

mim

Sabah erken çok erken muhtarın eşşeği ararken gözüm delimineye takıldı bide ne görim mimlenmişim yahu hemde ilk kez. Şaşkınlığımı anlatamam resmen bi shok anıydı :) Mecburen yazacaz bişiler, o zaman en başından başlayayım..

Ben küçükken taa ilk okula giderken bile sinirliymişim. Annem beni okula bırakırmış sabahları. Bi' sabah elimden tutmuş okula gidiyoruz sen bi' taşa takılıp düş ben. Sonra anneme başlamışım bağırmaya senden oldu senden oldu yerlerde yatıyormuşum toz toprak önlük tabi. Annem açıklama yapıyormuş oğlum taşa takıldın düştün ben bişey yapmadım kalk. Yok kalkarmıyım hiç sürün yerlerde senden olduuuuuuu. Sonra annem beni kaldırmış yerden bi' güzel okşamış o gün okul tatil olmuş :)

Yaramaz bi' çocukmuşum yerimde durmazmışım şimdilerde benim çocukluğum gibi takılan ufaklıklara hiperaktif deli kan diyorlar bizim zamanımızda da amanınnn -yaka silkme efekti- yaramaz çocuk işte derlerdi. Yine bi' gün alt komşumuzun kızıyla evin önündeki dut ağacında ne türlü bi' oyun oynuyorsak benim kolum omzumdan çıkıver. Bas bas bağırıyorum evin önünde, koşuyor bizimkiler kol felçli sanki kalkmıyor :) hemen doktordu v.s sargılar kısıtlamalar işte. Aaa bide ben su ark'ına düşmüştüm orada olanlar çok feciydi anlatmıcam onları :) işin sonu saglık ocağı ve dikişle bitmişti gerenk yoq dikişin nereye atıldığına :) Sonra orta okul, ilk aşk, saçmalıklar, kızlar için girilen ağız dalaşları v.s..

İlk kopyam lisede tarih sınavında gerçekleşti o gün bu gündür devam :) Tarihten geçemiyorum allahım çıldıracam. Sınav öncesi akşamından hazırlıklar başladı tabiki, kartondan çekmece vari bişi yaptım ve içinede uzun kartondan çekmecesini yaptım :) Çekmece kısmına bütün tarihsel kişilikleri sığdırdım ben sonra onu bi' paket lastiğiyle çekmecenin iç kısmına ucundan bağladım. Sabah oldu koştur koştur okula. İlk ders matematik hoca ders anlatıyor ben karton çekmecemi sıraya monte çabalarındayım. Çekmeceyi duvar tarafına sıranın demirinden sonra arta kalan tahta kısıma monte ettim ve kontrol ettim çekiyorum kartonu okuyorum bıraktığımda otomatik kapanıyor :) Sınav saati geldi çattı sorular geldi vucudumu duvarla ikiz kenar üçgen oluşturacak şekilde konuçlandırdım ve çekmeceden beslenmeye devam :) Tabi biz bu olayı üni.ye kadar çok geliştirdik teknolojiyle doğru orantılı olarak sınavlar daha bi' kolay geçmeye başladı. Cep telefonları, kulaklıklar, bluetooth kulaklıklar ve son olarak mikroçipli casus kulaklıklar bizi ihya etti, üni. bitti :)

Ben aslında iyi birisiyimdir :) harbiden ya etrafımdaki insanlara haddinden fazla değer veririm ama bazen bu değer başımda patlayabiliyor. Böyle anlar için döktürdüğüm bi' cümlem var 'Hak etmediğin şeyleri yaşıyorsan sana bunları yaşatana hak etmediği değeri vermişsindir' ama bu bile kar etmiyor bazen öyle tipler karşıma çıkıyor ki anlatamam. Garip bi' çekiciliğim olduğunu biliyorum etrafımda normal tabir edilecek insanlar çok az. Her birisinin farklı dengesizlikleri var bu dengesizlikler kötü anlamda değil iyi anlamda dengesizlik yada aykırılık demeli daha doğru. Hakkımda kötü şeyler söyleyecek insan çıkacağını sanmam ex ev arkadaşım dışında. Hayvanları sever sayarım hatta beslerim onların beni sevdiklerini pek söyleyemem :) şu an bir tanesiyle birlikte yaşamaktayım adı çiçek sıkça duymuşsunuzdur adını yeni ev arkadaşımın blogunda. İnsanlardan ukalayı yemeklerden bamyayı sevmem. Limon'un yemeklerin tadını bozduğunu düşünür-zorunlu anlar dışında-el bile sürmem. Dizi takip edermim fragmanlarından, film izlerim en babalarından, müzik dinlerim çok pis..

En saçma huyum sanırım aç karnına sigara içmek. Dokuları malignant transformasyonu geçiren birisi için bu ölümcül bi' hata ama ne yapayım saçmalık işte adı üstünde. Bunun üzerine saçmalıkda tanımam..

Cep telefonu kullanırım en nokiasından hatta bi' dönem telefon bağımlısı olarak bile yaşadım. Telimi oyun oynamak için alanlara uyuz olur(d)um. Oyun barındırmıyorum artık telimde tel dediğin fotoğrafta çekmeli ama siluet değil portre çekmeli :)

Aşk dediğin şey çok enteresan bir şey. Kimine huzur kimine ise -luk ekiyle birlikte gelir. Nasıl ve nereden geleceği belli olmaz bazen uzak bi' diyardan, bazen derin bi' okyanustan, bazen olmayan yerden, bazen de yanı başımızdan gelir hiç mi hiç belli olmaz daha önceleri aşk hakkında kestiğim bi' ahkam var bknz. sanırım kafidir :)

En sevdiğim blog diye bişi yok arkadaşlar benim kimi sevip sevmediğim bellidir zaten daha önceleri bloguma link koyuyordum okuduğum insanlara daha kolay ulaşmak adına bir taraftanda paylaşmış oluyordum ama bi' gün densizin birisi beni linkler kısmından silermisin hiç bi' arkadaşıma link verdirmiyorum diye bi' yorumda bulununca o an o kişinin blogu en sevmediğim blog oluverdi ve linklerin hepsini kaldırdım. Şimdi sık kullanılanlar diye bir yer var ordan yararlanıyorum. Ben sık kullanılanlar listemi seviyorum :)

Bana bu çemkirikleri sunma şansını veren deli kadın cnsya teşekkür ediyorum ve mimsiz geçmek istemiyorum. Bu günlerde kafasını dağıtması gereken çok sevdiğim ev arkadaşım mourtutia'yı mimliyorum hemde 3-5 kere :)

Haydin canlar baş baş.. (mineden çalınmış bi' repliktir.)

kitapsonu

Burada bi' yanlış anlaşılma sezilmiş ve yazı silinmiştir.
Özürdilerim..

ツhomem

yeni yaşam alanımı çok seviyorum.
artık huzurlu bi' kapalı alanda sessizliğimi dinleyebiliyorum ve bazen o sessizlik bozulacaksa da tatlı bi' dille bozuluyor ya, mutluluğumu anlatamam.
onca saçmalık içinden birden bire böylesi bi' huzuru bünyem kabullenemedi elbette ilk başlarda ama alışıyorum zamanla.
her geçen gün daha güzel oluyor her bi' şey.
her an daha bi' kıymetli geçiyor ki, unutulamayası..

*her daiminden sevi'yle teşekkür ediyorum..

garibalenfeksiyon

akşamdan yıkanmış kaldırımlar üzerinde ilerlerken ben sarmaşıklı bahçeye ve sen olmasını istediklerinin rüyasında iken bi' aynanın ardındayım biliyorum ama gözümün gördüğü duvar..

*frukoyla seyreltilmiş fanta içmek istiyorum..

pilvillus

tribe girdim, üzgünüm..

*triplinex..

iste-

gecelerin ne denli demli geçtiğinden habersiz uzun sabahlara varan geceleri bitirip aydınlığa çıkıp susmak,
bi' üstüne bi' altına vurarak dudaklarından damlayan kelimelerinin yerinde su olmak,
hiperosmik davrandığım bazense parosmik olduğum kokundan azıcık bilinçlice koklamak,
kapkara bi' gölge gibi omuzlarına dökülenin altında bi' kestirmelik uyumak,
dokunduğu her bi' şeyi anlamlandıran avuçlarına bi' terlemelik dokunmak
ve
kaybolmak...

*hayalleri hayallerimi süslüyor. o, bilmiyor..

nöronsalkalem

Bulup bulup siyaha karıştırmayı becerdiğim beyazlardan sonra şimdi renklerin hangisindeyim bilemiyorum. Kış yaklaşmakta ve sürekli bi' kadının saçı dökülmekte geceye, ve gece inerken incecik tenine anlamsız gelenlere anlam yükleyip hayata geçirmeye devam ediyorum sessizce..

malesef

Her şey bi’ sabah başladı. Herkes birbirinin cümlelerini kuruyordu. Kimse farklı bir şey söylemiyordu yani. Kimsede farklı bir şey düşünmüyordu zaten. Hissetmiyordu. Yaşamıyordu..

Sonra amansız beyazlığınla çıka geldin. Bembeyaz boynuna dökülen karanlığınla. Hatırlanamayan ne varsa sende hatırladım. Beklemek ile bekletilmek arasında ne kadar fark varsa öyle bi’ şey işte. Ama durmadan duraksamadan, akmadan aksamadan da aynı gücü veriyor bize tümceler. Ya tümcelerin dışındaki kullanımsak biz..

Hayır, her şey bi’ sabah başlamadı. Belki de beynime iliştirdiğim binlerce notadan birisi olacaktı. Kimdir. Nedir. Nedendir. Niyedir diye bakmadan ve bıkmadan gecelerin uzunluğundan. Korkmadan çokluğundan, bir artı bir eksi ne fark eder demeyip kaçmadan. Kaçamadan ve yalnızca bir kere ve yalnızca bir kişiye söylenebilecekleri söylemeden, söyleyemeden ve ‘neden ya’lara bakmadan, kendimde tanıdığım bütün kapıları açtım sana..

Seni daha tanımadan, yaşamın en güzel gülen şarkısına, sesi büyülü, sonsuz, çaresiz, doğru veya yanlış bu sabahlara ve bir anlamı olmasına açtım..

Hiç prova yapmadan ayna karşısında yolları doğaçlama yürüyorum. Bütün tümceler benim ama gerçek ama değil. Bütün titremelerse –sahici korku, sahici üşüme, sahici heyecan, ne dersen de- sisli bir gecede asla ulaşılamayacak gibi duran mesafelerdir ve hepsi benim. Hepsi senin. Ve hepsi beklide varlık ve yokluğun bir aradalığı..

Bütün rüyalarım mükemmel, uykularım uyanmamacasına seninle ve sana

gitkumdaoyna

hassasiyetimi kumdan kaleler yaptığım zamanlarda bıraktım ben
evcilik oynanan arkadaşların parmaklarına batan kıymığın verdiği acıda kaldım
ve yıllarımı unuttuğum bi’ yerde bıraktım
en güzel oyuncağını saklayıp sonra yerini unutan çocuğun bilinçsizliğinin dışında
bilinçlice unutulmuş bi’ oyuncak gibi..

şimdi
bi’ kıpırtı ruhumda
kumdan malikâneler yapma isteği yeniden
evcilik oyununda plastik bıçakla kestiğin parmağını pansuman etmek gibi..

başladı yine

düşük seviyeli kalp krizleri, bir kaç damlalık beyin kanamaları...

*benim başım ağrır senin nöronlarına nikotin kaçsa..

manolya

terk edildiğin yerdeyim yine yıllar sonra
hani hatanı yalanladığın masa var ya göz yaşlarınla
orada oturuyorum
kapıda ki çanın sesi geliyor yağsız menteşelerin ıslığı eşliğinde
kimseyi beklemiyorum ya dönüp bakmıyorum
sonra, yıllar önce en son göz yaşlarını silerken gördüğüm el omzumda beliriyor

uyanıyorum

*nerem açıkta kaldıysa..

kapı çaldı..kim o!!

Ses, boynumu sol omzumun üzerinden kapıya doğru koparacakmış gibi savurdu. Kapıyı dinledim biraz yerimden kalkmadan, kim olabileceğini düşündüm. Komşulardan birisi ya da gelmesi gereken kamu görevlilerinden birisidir sandım. Sonra aklıma sen geldin birden. Sen olmadığını biliyordum ama hani mucizevî olaylar oluyor ya benim hayatımda. Belki..
Koştum kapıyı açtım..

Çirkin kral..
..
Çocuğa ilk defa kefaret bakışıyla baktım..

Bazen o kadar çok düşünüyorum ki, yaptıklarımı kontrol edemiyorum bi’ kafe’sin içinde bi’ sağa bi’ sola koşup duruyorum. Bir şeyden huylanmış sahibini üzerine almayan yılkı gibi. Sanki bi’ sorun varmış ve patlayacakmış gibi. Aniden olan bi’ şeyin sonunda eyvah demek gibi. Bekâretini kaybetmesine ramak kalmış kızın dişleriyle alt dudağının sol tarafını ısırması gibi..

Hayatımın bundan sonraki kısmına neresinden başlayacağımı bilmiyorum, yoksa neresinden dönersem kar mı? Etrafımda vezirim diye gezen satranç bilmezlere daha ne kadar katlanmalıyım. Katlanmamalıyım elbette bu benim elimde olmalı ama bi’ süreliğine yok..

Burası ateşli silahı olan adamlarla, çıtır sevgilileri olan zontalarla yalanla ve dolanla doluyor her gün. Ama ben, hani gözlerini kaparda istanbul’u dinlersin ya öyle dingin. Dokunduğun her şeyi mükemmel kılan parmaklarını seviyorum…

gerçek noktalıvirgül

neler oluyor bana.?
yoksa depreşme dedikleri en depresif anımda çok eskilerden mi geliyor.?

olanlara anlam yükleyip faali meçhul hayaller, istemiyorum..
belki de anlamsızca olması gerekenlerdir bunlar, bilemiyorum...


*offlaynn..

yediortalıharitametoddefteri

farkın yok gözümde flu, bulanıksın..
uzaktan herkesle aynısın,
sistemde sadece bir yansımasın..

ya burada dur
ya da artık yok et herkesi..
sevemedin inan hiç kimseyi acıların gibi...


*sheytansın..

cafe's qrafit yedi10bir2bin7

Bitkisel hayatta olan bi’ insanı uyandırma çabasına benziyor, kırılma zamanı gelmiş odun içindeki grafit parçasını akupunkturla uyandırmaya çalışmak..Kırılacak kalemlerin şuurları yerinde değilse normal harfler döktürme derecesinde kendilerine gelene kadar kırmıyorlarmış..
Bir kalemin şuuru içindeki grafitidir..
Bitmediği halde normal harfler veremiyorsa beyaz kâğıda, acısıyla beyazları karalamamak istemeyişindendir..

Kırılma öncesinde son bi’ karalama kâğıdı verilirmiş şuurlananlara. Son olarak acılarını yazarlarmış. Çoğu zaman çoğunun yazdığı okunduğunda kendilerini kırılmadan kurtaracak nitelikte oluyormuş..
Ancak pek bi’ şey değişmiyormuş..

O’da uyanacak
‘Öyle birisini sev ki sen öldüğünde seni yaşatsın.’
diye haykıran acısını karalayacak
ve
kırılacak…


*şuursuz..

düş

Bir taş yağmuru altında yürüyorum kalabalık bir sokakta. Bastığım yerdeki taşlar ayağımın altında boşluğa dönüşüyordu habire, ardında delikler bırakarak. Boşluk büyüdükçe paniğe kapılmaya başlıyorum. Taşlar gibi olmaktan, geride hiç bir iz bırakmadan bu aç hiçlik tarafından yutulmaktan korkuyorum. Ne öncesini, ne şimdiyi ne de bilinmez sonrayı umursamadan yürüyordum boşluk üzerinde..

‘Durun!’ diye bağırıyorum kaldırım taşları ayağımın altını boşaltırken..

‘Durun!’ diye emrediyorum üzerime doğru hızla gelen vasıtalara..

‘Durun!’ diye yalvarıyorum beni omuzlayıp kenara iten yayalara..

Lütfen..


Durun!..

ta..

Sarf ettiklerimin, daha önce haberim olmadan bardağı dolduran tümcelerimi taşıracak son damla olduğunu bilemedim..
Bu hayatın bi' kere öncekinin iki kere...

*kucak dolusu acı..

ays

Bildiklerini başkalarının bilmesi ve hissetmesi seni etkiler de, kendine sorduğun soruların cevabını bilmene rağmen farklı bi' şekilde betimlenmiş karşında bulursun ya. Hatırladığın bi' his yaşarsın o'an. Farklı bi' mutluluk garip bi' sıkıntı girer içine. Hep o'nlu komutlar gelir usuna. Bi' mazejik çakarsın kafandaki bütün ağrılar gider de sol yanın hala sızlar ya..

İşte öyle bi' şey başında olduğun, yalnız yürünmeyen ve sonu belli olmayan o tehlikeli yol...

*yanındayım..

giden*i beklemek

Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler. Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep..

Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile..

Ve bekler..

Yanıbaşımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz..

Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya..

Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce. Oysa unutursunuz bir şeyi. Aşk, sorgulanmadan yaşanmalıdır. Baktığınız her yer o*nda biter. Gördüğünüz her şey de o*nu ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır o*. Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur o*, gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir o*..

Ve son cümleler dökülür artık dilinizden.
'O* mutlu olsun yeter.'
Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında. Sessizlik kalır geriye biten bir sevi'den..

Ve ayrılık urganı kalır boynunuzda, yağlı bir ilmek gibi. Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur. Bitecek sanırsınız acınızı, bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde..

Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o* artık. Sessizliğin içinde bir çığlık, karanlığın içinde bir ışık, yürekte kapanmaz bir yaradır artık, O*...

*An gelir; yüreğini avuçlarıma bırakabileceğin güveni bulabilmenin tedirginliğini yaşarsın.. Özledim sen*i..

demiştim ya

''
Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin,
Zaman kadındır. İster ki,
Hep okşansın, diz çökülsün hep..


Zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken.
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi..


Daha beter seni kaçak,
Seni yabancı bilmekten,
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan..

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden,
Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri.
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden.
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan, korkuyorum senden..
''

*yoğun bi' sevi'yle her daiminden..

on7ekim2bin7

Şimdi düşününce yıllar öncesi gibi gelmiyor aslında. Aslında çok olmamıştı, her şey dünmüş gibi neden hatırlanıyor olabilir acaba? Yoksa aslında dün müydü? Belki ileride bu günün geldiği gibi gelmesi muhtemel ileriki yıllardaki bu günlerden birisinde diyeceğim, yıllarrr önceydi diye. Ama şimdi değil. Şu an diyemiyorum bunu, çünkü yok yıllar öncesi. Olmayan yılların geride kalmışlığı yok hafızamda, ki yıllarım olsun..

Geçmiş ama belli belirsiz aylar ve bildiğiniz gibi ne zaman toprakta yeşereceği bilinmez sevdalar. Her şey çok taze. Sanki kışın çilek yemek gibi yaşananlar, olmaması gereken zamanda olan. Yine en gerekli bi’ an ve yine benim başım dengesiz..

Yine gidiyorlar tek tek. Kendince güleç, çoğu kez sessiz içimdeki içten yıkıklar ve kollarımı açıyorum bomboş duvarlara. Dokunuşlar kendini yitirdi zaten, toz duman olmuş geçtiği var sayılan zamanlar. Aşkım uzakta kalmış yada ben gitmeyi becerememişim içi güneş dolu bavulumla..

Bir beyaz kağıda akıtmışım hüzünlü sevi’leri, hikayenin sonu bende aynı kalmış. Herkes bi’ mutlu sonda olmasına rağmen benim ki herkese hitaben çevrilmiş. Devam ediyor beni taşıyan bulutlar ağlamaya coşup taşıyor geceleri düşlerim ama yürümeye başlayınca olmadığın şehirde, her adım bir tükeniş oluyor. Solumdasın da benden uzaktasın..Acı dorukta. Vermiyor içim göz yaşlarımı, beni benden ediyor. Yine yıllar önceydi diyebilmenin ümidi ile, mevzu bahis aşık çocuk adam oluyor bu günde.
Sen*i düşledikçe…

*Bana benden başka bi’ ben gerekse sen* gereksin..

kirazlı bahçe

gezdim önce her yerini
sevgilililer sevi’lerine -ama sen’li cümleler kuruyordu yine
kararmak üzereydi gece, ölmek üzere şehir

damaklarda kalan yemek üzeri kahvelerin solma noktasında,
susmuş dudaklarım dudaklarına susamıştı

yoktun..


*ah! o tanımsızlıklar..

içsel halin

sol omzuna dökülen karanlık gölgenin üzerinden,
bakmak ister gibi gözlerin
gözlerini kaplamayana..

ürkerek bakmak ister gibi,
ya kaplarsa korkusuyla..

saklambaç oynayan ufaklıkların bir birlerini sobelemesi gibi,
dönmek istersin arkanı birden..

görmek istersin ansızın,
uzaktan izleyen sessiz derinlikleri..

sıkarsın dişini,
bakmazsın sol omzunun üzerinden görünen,
dudakların ve burnunun soluna
alışmış göz çukurlarına..

oysa bi’ baksan..

yanacağından korktuğun göz bebeklerinin,
dizginlerini bi’ salsan..

bi’
dinlesen bakışlarındaki ateşi,
görmenin anlamsızlığını kavrayıp
anlasan hissettiklerinin kıymetini..

bi’ an duraksarsın yine,

sol omzunun üzerinden önce sol gözün
sonra sağ gözündeki dolgunlukla
dönersin aniden..

konuşamadan dalarsın,
sensizlikle taşmış derinliklere…

*mutlu bayramlar..

+

Hayat soğuk, bi’ kadının saçları dökülmekte yer yüzüne ve vurdumduymaz bir Hayalistan gecesi yine. Geceye dökülen kadın saçı hep ürkütmüştür beni. Saçların değil, yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti. Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti..

Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu..

Gece, yer yüzüne dökülen kadın saçı...


*saniye 46 vuruluyorum içimde bi’ yerimden..

II

Hasret kaldığına hasret kaldığın kadar yakın olmaktır aşk.
Bağımlılık yapmasını istediğin dudakların, tadını merak etmektir..

Aşk o'dur.
Kendi ben'inden sıyrılıp sadece o' olmaktır.
O'nu kendi ben'i saymaktır aşk..

*kendi ben'ime uzaktan sevi'yle..

sızıntı

3 ay olmuştu tanışalı. Yan evde oturan dengesiz kişilikti onun için ilk zamanlar. Her ev kendi evinin önüne, iki şerit olan sahil yolunun bir tarafını kapatarak park ederdi arabasını. Babası razjandan önce gelip evin önünü kapatınca, razjan da onun önüne çekmişti..

Her zaman sessizliğiyle bilinen sahil yolu korna sesiyle inliyordu ilk kez. Dengesiz kişilik gelmişti ve park edecek yeri yoktu. Koşup hemen arabayı çekmesine rağmen söyleniyordu dengesiz, ta ki babası gelip sakin dille konuşuncaya kadar. O gün tanışmışlardı ve zamanla verilen selamlar, günaydınlar ve iyi akşamlar yavaş yavaş kaynaştırdı onları. Ortak arkadaşlarının olması da arkadaşlıklarının tuzu biberi olmuştu..

Yan eve taşınmıştı sanki , sürekli birlikte zaman geçiriyorlardı, gittikleri yere tek arabada beraber gidiyorlardı, razjan’ın içinde yaşadığı fırtınalardan habersizdi o zamanlar repeatman. Yanında ilk kez fenalaştığında ne kadar korktuğunu anlatmıştır her zaman, ya bi’ şey olsaydı ona diye hala içlenir. Annesine haber vermişti hemen annesi yapılması gerekenleri biliyordu elinde bir ilaçla. Donup kalmıştı ve elinden hiçbir şey gelmemişti. Annesinden dinledi razjan’ın fırtınalarını, o gün kendine geldiğinde de ilk ve son kez konuştular hastalığı üzerine. Razjan hep sevdiğini anlatırdı ona, o da habersizdi hastalığından ve bilmesini istemiyordu razjan. Zaten korkuyordu yanına geldiğinde, hastalandığında göreceğinden..

Gelmişti ve gidiyordu sorunsuzca. İllet son ana kadar beklemişti onu yoklamak için. Son gece mavisu gözleri hıçkıra hıçkıra sessizce ağlamaklı dinlemişti repeatmandan her şeyi ve bilmiyordu. Bilmesini istemediği, bilmesini istemediğini biliyordu ve bunu bilmiyordu. Sadece gitmesini diliyordu sancılar içinde koltukta..

- rahatla biraz, buraya doğru yaklaşıyor..

9 numaralı yolcu bilmemesi gerekeni bildiğini bilmesini istemişti ve inmişti..


- demek söyledin..!

.

you've got mail

Yorgun ve ışıksız bi’ gece daha bekledikten sonra yatağında sessizce dalmıştı o’nun rüyalarına, dinlenmek adına uzanılan gökyüzü almıştı ruhumu maceradan maceraya..

Birden uyandı. Okula geç kalan çocuğun tedirginliğiyle telefonuna baktı, kapalıydı telefonu öyleyse iş yoktu bu gün. Daha önce hiç bu tereddütle kalktığını hatırlamadı garip bir şeyler vardı günde. Kalktı yatağından evi dolaşmak istedi, ufaklığın yaramazlık yaptığını düşünüyordu. Aşağıya indi salonda geceden kalma dağınıklık ve ufaklığın oyuncakları ama ufaklık yok. Üst kata çıktı tekrar, banyonun koridorunda bir şeyi kemirmeye çalışıyordu yine, bu seferki ütünün fişiydi. Onu görünce fişi bıraktı ve ayaklarına dolanmaya başladı, acıkmıştı Myki. Mutfağa indiler birlikte ufaklığa bir şeyler verirken uyanışını düşünüyordu saat erkendi oysa, neden bu saatte kalkmıştı, onu uyutmayan neydi, bulamamıştı. Kapıyı açtı ve odasına geçti, düşünmesi gereken tek şey bahçede oynayacaktı artık ve bulmalıydı garip olanı. Telefonunu açtı önce, sonra gelen fax’a baktı işten gelen garip delil saçmalıklarıydı hem de iş yokken. Bilgisayarını açarken kahvesini hatırladı birden, mutfağa inmişken halledecekti ama nedense unutmuştu. Aşağıya indi myki yemeğini çoktan boğmuştu ve ortalıkta yoktu, su hazırlanmış fincandaki kahveleri kendinden geçirmek için bekliyordu. Kahvesini aldı ve bahçeye çıktı yavaş yavaş gelen güz fırtınaları camları sarsmaya başlamıştı gece, ağlayan söğüt’ün saçlarının dağınıklığından da anlaşılıyordu bu. Dalgalar kum yüklü ve sık sık patlıyordu kumsalda, balıkçılar bile yoktu denizde. Myki yemeğin verdiği ağırlıkla verandadaki yastığına kıvrılmış oyuncak bebeğini kemiriyordu yanına gitti ve okşadı anlamadığını bildiği ancak sürekli söylediği sözlerle. Yan bahçeden bahçesine sarkan çam ağacını gördü. Pek bi’ cılızdı dayanamamıştı gece güz habercisine. Başka bir çam ağacını hatırladı. Yakın bir evin küçük bahçesinde gördüğü tek ağacı. Sonra evi hatırladı. İki katlıydı, kerpiçti. Küçük bahçeyi yan tarafına almıştı. Bahçeye bakan ince uzun bir pencere vardı. Bahçeye girmiş çam ağacının dibine çökmüş, pencereden bakmaya başlamıştı. İçinde yaşanan acıları taşıyor gibiydi duvarları. Hala toplamadığı hamağına ilişti gözü onu da bi’ara yapmalıydı ama şimdi zamanı değildi. Nasıl toplanacağını düşündüğü salonun yüzüne bakmadan odasına çıktı. Bilgisayarı açılmıştı şarkıyı açtı önce sonra maillerine baktı..


Beklediği gelmişti…

*her daim sevi'yle, şartsız..

tinkerbell*

Ateş yok etmez ışığında barındırır sizden aldıklarını ve her sabah doğudan yükselerek geri verir aldığınız her nefeste yitirdiklerinizi. Boğulacağını düşündüğün anda gözlerini kapat, doğum günlerinde ateşlerini çaldığın mumlar sana nefeslerini geri verecektir..

365 günlük yeni bir yazı dizisi başlıyor. Her güne bir sayfa sakla, her sayfaya bi' öykü sığdır, mutluluk de adına. Nice güzel öyküler seninle olsun..

İyiki doğdun..
Doğum günün kutlu olsun...


*üfle mumları..

sızıntı1

-iyimisin Razjan.?

Yüzü bembeyaz olmuştu, ateşi vardı ve üşüdüğünü söylüyordu. Binmesini beklemeden ayrılmak istediği otogardan gidiyordu Mavisu ve doya doya bakamamıştı gözlerinin içine.

- sürebilecek durumda değilim sen geç..

Kar üzerine dökülmüş sıcak bir sıvı gibi dağılmıştı beyazının içine sanki yeşili, kirpikleri ise titremekteydi. Sol elini ensesinden dolayıp sol eliyle tuttu, sağ eliyle belini kavrayıp yürüttü ve yatırdığı koltuğa yatırdı Razjan'ı.

-otobüs kalktı mı.?

Çıkmak üzereydi otobüs otogardan, otogara gelen ve giden otobüslerin otogar etrafında kendilerini gösterircesine dönmesini sağlayan yolun başındaydı otobüs.

-durdurabilme ihtimalimiz var. çıkıyor..

Durmamalıydı otobüs. Gitmeliydi hiç bir şeyden haberdar olmadan. Öğrenmesini istemiyordu. Güle güle gitmeliydi.

-hayır, gitmesini bekleyelim..

Çıkmıştı otobüs, uzun yolların başındaki çözülme noktasına. Son kez dört bi' tarafında hissedecekti onu ve gidecekti. Gözlerini kapayıp otobüsü hayal etti; babayı yolcu etmişler anneyle, anne arabayı çalıştırmakta arka koltukta gözleri kilitli babaya otobüsle birlikte tam bir daire çizmekte olan çocuk gibi.

Koltuk numarasını biliyordu arabayı oraya park etmesindeki sebebte o'ydu. Fenalaşmasaydı, illet onu o an yoklamasaydı, ufaklık gibi olduğu yerden seyredecekti gözlerini bi' nebze olsun doyurabilme umuduyla gidişini. Gözlerini sımsıkı kapamış bi' taraftan gidişini resmetmeye çalışıyor karanlıkta beynine, diğer yandan içindeki sızının verdiği ağrıyı dindirmeye çalışıyordu.

-çıkışta durdu otobüs, biri iniyor galiba.?

Gözleri açıldı birden, doğrulmak istedi beceremedi yeltenmesiyle sızısı ikiye katlanmıştı. Konuşacak nefesi çıkarmaya gücü yoktu kilitlenmiş kıpırdayamadan ağrının geçmesini bekliyordu. Acısının sesinden belli olacağını bile bile zor çıkan nefesiyle sordu.

- o mu.?

daha fazlası

Büyük bir okyanus ve içerisindeki bi’kaç adacıktan oluşmuş gayet sanal ve de hayal bi’yer, hayalistan burası. Adalarında dağları var tepelerine ulaşmaya nefes yetmeyen ve türlü türlü ağaçlar, kimisi meyve kimisi sadece oksijen veren. Adalarından birisinin bir köşesi yanmakta ve tek nüfusu oraya doğru yüzmekte, söndüremeyeceği bilincinde onca su içerisinde biçare..

Düşler beni terk ettiği için mi içmeye başladım yoksa içmeye başladığım için mi düşler beni terk etti, hatırlamıyorum. Bütün çözüm yolları çürütülmüş, son sigara söndürülmüş şarkının bitmesi beklendikten sonra doğudan yükseleni alıp arkama yola çıkmıştım, batışına yakın o'nun şehrine varmak adına..

Hiç bir şey almamıştım yanıma, terk etmiştim bütün düşünceleri ve o'na gitmiştim safça. Hiç bir düş sadece bi'düş değildi madem, gerçek bir 'hiç kimse' olmaktansa sahte bile olsa 'biri' olmayı hak etmiyormuydum.?

Bilinç korkunç bi'lanetmiş. Düşünürsün, hissedersin ve acı çekersin, sonrası yok. Kendimden başka her şeyi hatırlıyorum şu an, gözümü kapadım artık dengesiz kaderlere umrumda değil bu dünya. Hatta canım bile cehenneme..

Geldim..

Dokunuşlar hissiz,
*************sevgisiz bu ten.
************************Ağlamaklı suratlarda maske,
*********************************************fonda ise bir ten..

Bir böcek daha düştü, kıpraşır durur beynimde. Bu açıklanamaz ama hissedersin. Hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. Ne olduğunu bilemezsin, ama o' oradadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi, regl'i dinmeyen bi'kız gibi, sancılı ve kıvrandırıcı...

*ben senin gloria jeans'de kahve söyleme ihtimalini sevdim..

venedik

O’nsuz binmek zorunda kaldığı gondol aşk şarkıları eşliğinde buluşacakları cafe’ye getirdi o’nu. Suya dokunmaya çalışan rengarenk çiçeklerle dolu balkona oturdu. En iyi buradan görülüyordu gondolların gelişi. Son köprü hemen önündeydi o köprünün altından geçen gondol’ u görmemesi mümkün değildi, hasretle yanan gözlerini köprünün altındaki sularda serinletmek istermişçesine beklemeye başladı..

O gelecekti bu gün..

Çantasından sigarasını çıkardı yavaş yavaş, gözleri köprü ile su arasındaki ışığın değişmesini beklemekte. Kahvesi gelmeden yakmadı sigarasını o kızıyordu içmesine zaten, gelmeden gelmeliydi kahvesi. Önünde kahvesi elinde tüten sakinleşme çabaları dindirmeye çalışmalıydı heyecanını..

Bi’an duraksadı..
Bu, aşk mıydı.?
Yoksa aşk, bu muydu..?


* konstantinapol 3 ay 4 güneş..

eylül

Hayalistanda çok ünlü bi'ressam varmış. Ranga çeleri olarak bilinmese de çizermiş içten gelen yansımaları. Çizerken bir gün martı çığlıklarının yansımasını o' çıka gelmiş eylülde. Eylül'ü resmettirmek istemiş hissettiklerince..

Eylül geldiğinde hazan gelir, hüzün gelir. Hüzün geçmişe sürükleyip nostalji ve romantizmi çağırır. İçkiye başlatır hüzün, yalnızlığın farkına vardırır. Çünkü bulutludur hava, ten'e paralel hafif esip ürperten rüzgar vardır. Zor bela ısınan güneş vardır. Sığmaz düşünceler hiç bir yere. İnsanlara bakarsınız düşüncelerinizi hayallersiniz. Gittiğiniz her yerde hayallerinizi izlersiniz. Kafanız karışır tek bir noktaya bakıp her şeyi görmek ister, bakar ama kör olursunuz. İçinizde nereden girdiği bilinmeyen ve yorgun bedeninizi nereye koyacağınızı bildirmeyen bi'sıkıntı vardır. Çiçekli bir yolda dökülmüş yapraklar ayaklarınızın altında, ayaklarınızın toprakla bedeniniz arasında çıkardığı sesi dinlerken yürümek rahatlatır belki sizi ama gerçek sevi nedir bilmeden bir sürü sevi denemesi taşırsınız ya avuçlarınızda..

Başını hafif öne eğmiş görünmeyen ellerine bakan, tabanlarını birbirine yaslamış incecik beline kadar uzanan ıslak siyah saçları sırtına yapışmış, tek başına hamanda oturan kız mıydı eylül?

' Bir şey mi tutuyor? '

' Bedeninden akan yaşam kırıntılarını toplamış son kez bakıyor onlara. '

' Benim eylül'üm bu mu? '

' Senin eylül'ün arınmak.. '

demiş ressam...

*hoşgeldin..

mumi

Nelerin gerçek olduğunu bilmesem de bi’sevi selinde akıyorum küreksiz gittiği yöne..

Patojen testinden önce kullanılması gereken bi’ilacım sanki. Alınmadan önce vücut iyice dinlendirilmeli, müzik ve kitap'la ruh dindirilmelidir. Eğer ruh dindirilmesi iki kez yapılırsa etkisi daha da artmaktadır. İkinci didirme işlemi birinciden daha kısa ve birinciye ters yönde yapılmalıdır. Alındıktan beş dakika sonra damarlardaki bütün kanın yerine serotoninin yerleştiği hissedilir. Vücuttaki bütün kanı damarlardan kusma hissi yan etkisidir. Böceklere toksiktir..

Böceklerim vardı benim, %70 alkolde sersemletilmiş, dondurulmuş böcek koleksiyonum. Biraderin parçaladıklarına rağmen bi’hayli var elimde. Artık eskisi gibi bulduğum her böceği almıyorum. Büyüklerini seçiyorum. Gezerken dün, hep olman gerektiğini düşündüğüm kumlara yakın çiçekli yolda, cicadella viridis buldum sırtını dayamış kumlara. Çok ufaktı düzelmeye çalışıyordu yanlardan yere dokundurmaya çalıştığı bacaklarıyla. Oysa adı geçmiş, eylül gelmişti. Düzeltim saldım çiçekli yolun çiçeklerinin arasına. Bu sabah kanal arıyorken perdesiz penceremin en geniş camında bir kütle belirdi yapıştı sonrada balkona. Ceviz büyüklüğünde cicadella viridis. Kumlara yakın kokunla bezenmiş yoldakinin babası sanki, sanki teşekküre gelmiş gibi. Sersemlemiş olacak ki bi’süre takıldı balkonda amaçsızca. Çıkıp onu da almadım, uçup gitti. Arkadaşım daha önce o kadar büyüğünü görmediğini söyledi, keşke alsaydın dedi. Birden kendi kendime içlendim gelmiş çarpmış cama ceviz kadar böcük illa içeri mi girecek camdan. Hayret bi’şeyim ya..
Sonra teşekküre geldi o dedim, mutlu oldum..

Mutlu olsun istedim.
Eski bir guguklu saat vardı girişin tam karşısında görüntüsünden çalışmadığı anlaşılıyordu, bitmişti hayatı. Yaptırmaya kalktım onu yaşasın istedim minik kuş. Geç oldu, güç olmadı. Zamanı geldi, saat:guguk..

Annem aradı, ‘Vücudunda ki mutluluk hormonunu bitirmeyi bırak, buraya gel’ dedi.
Annemi dinlemeliyim…

Müzik, size hissettirdikleri kadar güzeldir ve bi’zehirdir.


*her daim sevi'yle..


urza

Bi’delikan, ‘Çok şaşırdığın bir şeye yatıp kalkınca inanırsın, haydan huya kaç saatte gidiliyor bilinmiyor’ derdi.
Şimdi deli misali şaşkınım.
Korkuyorum, uyumalı mıyım.?

‘’
Şimdi bizi dinleyin.

Fakir veya aç olanları istemiyoruz.
Yorgun veya hasta olanları da istemiyoruz.
Biz günahkârları alacağız.
İçinizdeki kötülüğü yok edeceğiz.
Her nefesimizde onları avlayacağız.
Gökten yağmur olup yağana kadar her gün onların kanını akıtacağız.
"Öldürmeyin. Tecavüz etmeyin. Çalmayın."
Bunlar her inançtan insanın uyması gereken kanunlar.
Bunlar basit istekler değil.
Bunlar ilahi emirler.
Bunlara uymayanlar bedelini ödemeli.
Şeytan'ın birçok yüzü vardır.
Size sınırları aşıp gerçek kötülüğe, bizim bölgemize girmemeniz için bir ders veriyoruz.
Eğer geçerseniz bir gün arkanıza baktığınızda üçümüz'ü görürsünüz.
Ve o gün yaptıklarınıza pişman olursunuz.
Biz de sizi istediğiniz Tanrıya göndeririz.
Birer çoban olacağız.
Senin için Tanrım, senin için.
Gücümüzü elinden alıyoruz.
Ayaklarımız emirlerini rüzgâr gibi yerine getirsin.
Akıtacağız sana doğru ruhlarla dolu olan nehirleri.
In nomine Patris,
Et Fili,
Spiritus Sancti.
‘’
Ben hayattan düştüm.
Bi’delikan elimi tuttu.

Eyvallah koçum..

* veritàs áequitàs..